Slider[Style1]

Style2

Style3[OneLeft]

Style3[OneRight]

Style4

Style5

‘Böyle Buyurdu Zerdüşt: Herkes ve Hiçkimse için Bir Kitap’ (Orijinal adıyla Also sprach Zarathustra), Alman filozof Friedrich Nietzsche tarafından kaleme alınmış bir kitaptır. Kitabı belirli bir kategori içerisinde tanımlamak genelde zor olmuştur: Bir edebiyat eseri ve aynı zamanda felsefî bir çalışmadır. Nietzsche kendisi kitabı “yazılmış en derin” eser olarak tanımlamıştır. Eser, birçok farklı konu ve tarz barındırmaktadır. Nietzsche’nin felsefî görüşleri açısından önemli bir yer tutan kitap, birçok eleştiriye maruz kalmıştır.
Eserin ortaya çıkışının koşulları ise şöyledir: 1882′de Nietzsche Lou Salome ile buluştu. Nietzsche ve Lou, Tautenburg’da yaz ayını birlikte geçirdiler. Burada Paul aracılığıyla Lou’ya evlenme teklifi yapan Nietzsche, red cevabıyla çok sarsıldı. Bundan sonra kış ayını geçirmek için Rapallo’ya gitti ve eseri Böyle Buyurdu Zerdüşt’ü burada on günde yazdı. Kitabı hiç tutulmadı ve sadece kırk adet basıldı. Bunlar da yakın arkadaşlar tarafından nezaketen satın alındılar.
Nietzsche, Zerdüşt’ün oluşum dönemine ait notlarında birçok kez Zerdüşt’ü, Buda, Musa, İsa ve Muhammet gibi kişiliklerin yanına koyarak onu bir yasa koyucu olarak tasvir etmiştir. Nietzsche eserini ilk başta üç bölüm halinde yazmıştı. Fakat daha sonra eserine “Zerdüşt Şiirine Eklemeler” adında dördüncü bir bölüm ekledi.
Böyle Buyurdu Zerdüşt Nietzsche?nin En Temel Düşünceler?den biri olan? Bengi Dönüş (ewige Wiederkehr) Kavramı üzerine kurulmuştu. Şiirsel bir yapı içinde Alışılmış Dünya ve Hayat Anlayışları?nın yeniden değerlendirilmesinin Doruk Noktası?nı oluşturan? Bengi Dönüş? düşüncesi, hem Dünya?yı zorunlu bir Bütün olarak görüp? Evetleme?ye, hem de en Büyük Özgürlük İhtimali yaratmaya Yönelik?ti. Her İnsan?ın Hayat?ının baştan sonra belirlenmiş bir Bütün olduğunu, ama İnsan bu Bütün?ü Tam Anlamı?yla bilinçlendirip onaylarsa, Yani Hayat?ını Bütünlüğü içinde olduğu gibi kabullenirse, Büyük bir Özgürlük kazanacağını İleri sürdü.Bu Nokta?ya ulaşabilmiş İnsan Übermensch olacaktı. Zerdüst?de Übermensch?i şöyle tanımlar: ?Maymuna göre İnsan neyse, İnsan?a göre de İnsanüstü odur.’

Edebiyat ve felsefe
20. yüzyıl felsefesinde belirgin bir eğilim olarak edebiyat ve felsefenin içiçe geçtiği, felsefe anlatıların edebi anlatılara benzemeye başladığı ya da edebi anlatının felsefi nitelik taşıdığı gözlemlenir. Bu gelişmenin kaynağındaki en önemli düşünür Nietzsche’dir ve özellikle onun Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabıdır. Bu kitapta Nietzsche şiirsel bir uslûpla felsefi meseleleri dile getirmiş, kendi felsefi düşüncelerini ve kavramlarını açıklamıştır. Nietsche’nin en belirgin etkisi Martin Heidegger’in felsefi çalışmalarındaki şiirsellik arayışında ve varoluşçu filozofların edebi-felsefi yapıtlarında görülür. Nietzsche, felsefe alanında yalnızca metnin içeriğiyle değil, uslûbu ya da söylemiyle de yakından ilgilenmiş, yeni düşünceleri yeni söyleyişlerle dile getirme prensibiyle hareket etmiştir. Böyle Buyurdu Zerdüşt, bu anlamda felsefeye yeni bir içerik katkısından ibaret olmayıp yeni bir söylemsellik de getirmiştir.

Üst-insan, (Almancası Übermensch)
Nietzsche’nin geliştirdiği, yapıtlarında kullandığı ve özellikle Böyle Buyurdu Zerdüşt adlı kitabında açık bir şekilde tanımladığı felsefi terimlerden birisidir.Nihilizm ve güç istenci kavramlarıyla ilişkili bir kavramdır.

Yeryüzünün anlamı olacak üstinsan! Yalvarırım size, kardeşlerim, yeryüzüne bağlı kalın, inanmayın size dünya ötesi umutlardan söz edenlere ! der Nietzsche.

Bu deyiş onun üst-insan kavramının anlam katmanlarından birini gösterir diyebiliriz.Bu da Nietzsche’nin dinsel düşünüşe yönelik itirazından ileri gelir.
Terim Nietzsche sonrasında pek çok karşıt anlamlarda anlaşılmış ve değerlendirilmiştir; örneğin bu kavram, üstün insan arayışının bir ürünü olarak görülmenin yanı sıra, ırkçı ideolojiler tarafından da ırkçı düşüncelere kaynaklık edecek şekilde yorumlanmıştır. Öte yandan Nietzsche’nin bu üst-insan kavramıyla bütün bunlarla ilişkili olmadığı birçok düşünür tarafından açıklanmış ve gösterilmiştir. Nietzstch’nin burada, insan üstü özellikleri olan bir varlıktan ya da belirli bir ulus ya da etnik kimlikten söz etmediği ortaya konulmuştur.

Nietzsche’ye göre, insan, ilk olarak hayvan’la üst-insan arasında kalmış bir varlıktır ve ikinci olarak bu nedenle alt edilmesi gerken bir şeydir.Bunu bu şekilde Zerdüşt’te birçok ifade etmektedir. Bunun anlamı, Nietzsche’nin düşüncesine göre insan’ın eksikli yani tamamlanmamış bir varlık olmasıdır.İnsan eksikli varlığını aşabilecektir, yanılgılardan ve yücelttiği yanılsamlardan kurtulduğunda, kendisini tamamlayabilecektir. İnsan hep kendini aşmaya çalışarak, alt ederek üst-insan olma yolunda ilerleyecektir.Çağımız nihilizm çağıdır Nietzsche’ye göre ve bu ancak üst-insan’a giden yol ile aşılabilecektir. Aksi halde Nietzsche’nin değişiyle; “İnsan, bir an önce kargaşasını, kendine anlam veren bir düzene çevirmezse, yıldız doğurtmazsa karanlığına, yok olacaktır.” (Böyle Buyurdu Zerdüşt’ün Önsöz’ünde)

Tanrı öldü
Tanrı öldü! sözü, Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabında dile getirdiği ünlü sav sözüdür. Nietzsche bu durumu, nihilizm çağına giriş olarak değerlendirmiş, Tanrı’yı öldürenin biz olduğumuzu söylemiştir.

Şimdi nereye gidiyoruz? Bütün güneşlerden uzağa mı? Durmadan düşmüyor muyuz? Öne, arkaya, sağa, sola, her yere düşmüyor muyuz? Hâlâ bir yüksek ve alçak kavramı var mı? Sonsuz bir hiçlik içinde aylak aylak dolaşmıyor muyuz? Yüzümüzde boşluğun nefesine duyumsamıyor muyuz? Hava şimdi daha soğuk değil mi? Geceler gittikçe daha fazla karanlıklaşmıyor mu? Tanrı öldü! Tanrı öldü! Onu öldüren biziz!

Tanrı’nın insan tarafından uydurulmuş bir yücelik olduğunu, bu kavramın temsil ettiği yaşam anlayışının ise temelli olarak varoluşa karşıt olduğunu düşünen Nietzsche, Tanrı’nın öldürülüşünü, yaşamı yeniden anlamlandırmak, değerleri yeniden değerlendirmek ve yaratmak için bir şans olarak görür. İnsan bu ölümü büyük bir reddedişe ve kendi üzerinde yeni bir zafere dönüştürmelidir, yoksa anlamsızlığın ve yokluğun içinde yaşamakla bunun bedelini ödeyecektir. Nietzsche, Tanrı’nın ölümüyle üst-insan’a giden yolun açıldığını, bu şansın değerlendirilmesi gerektiğini düşünmektedir.

Martin Heidegger, Nietzsche’nin Tanrı öldü sözünü, felsefi açıdan Batı metafiziğinin sorgulanması ve yeni bir yöne girmesi olarak değerlendirmiştir. Buna göre Nietzsche batı felsefesi geleneği içinde bir kırılma noktasıdır.

Bengi dönüş
Bengi dönüş düşüncesi, Nietzsche’nin, Üst-insan terimini varoluşsal anlamda tamamlayan ve geleceğe dair yön veren bir savıdır. Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt adlı başyapıtında, zamanın çembersel bir görüngü olup, bulunduğumuz anın sonsuz ihtimal arasında, en azından bir kere yaşanmış veya yaşanacak olması gerektiğinden bahseder.* Nietzsche, Bengi dönüş düşüncesini ilk kez Şen bilim adlı eserinde açıklamıştır.
Eğer bir şeytan gece gündüz seni izlese , en gizli düşüncelerine girip şöyle derse ne olurdu : Yaşamakta olduğun ve yaşamış olduğun bu yaşamı bir kez daha ve sayısız kez yaşamak zorundasın.Yeni bir şeyle karşılaşmayacaksın , tersine herşey aynı olacak!
Nietzsche, bengi dönüş düşüncesi için herhangi bir kanıt sunmaz. Kimi yorumcular, Nietzsche’nin bu düşünceyi bilimsel bir temele oturtmak istediği, fakat sağlığının elvermediği yorumunda bulunurlar.
*Friedrich Nietzsche – Böyle Buyurdu Zerdüşt, Evham ve Muamma Hakkında

Amor Fati
Amor Fati, Friedrich Nietzsche’nin eserlerinde sıklıkla kullandığı bir terimdir. Türkçe’ye, çevirmenler tarafından genellikle kader sevgisi olarak çevrilir. Hayatın en üst düzeyde olumlanması, Nietzsche’nin deyimiyle ‘evet’lenmesi anlamına gelir.

Nietzsche ve Lou Salome
Nietzsche adının geçtiği çoğu yerde bu ada rastlamak mümkündür ; Lou Salome..

-Peki Nietzsche’yi derinden etkileyen bu kadın kimdir?

-Nietzsche ile aralarında ne yaşanmıştır?

-Nietzsche neden sonradan Salome’a kin ve nefrete varan cinsten duygular beslemiştir?

Nietzsche’nin felsefesinin gelişiminde baş rol oynayan bu gizemli kadın, Yahudi bir aileye mensup olan Lou Salome’dur. Güzelliği, zerafeti, aykırılığı ve ukalalığıyla bir erkeği rahatlıkla baştan çıkarabilen bu kadın, zamanında neredeyse Nietzsche’nin gözünde tanrıçalaştırılmıştır..

Ortak arkadaşları olan Paul Ree vasıtasıyla tanıştırılan Nietzsche ve Salome, kısa süre sonra iyi bir dost olurlar. Sık sık Ree ile birlikte bir araya gelip, felsefe sohbetleri yaparlar.

Lakin Nietzsche, ilk günden beri Salome’a derin duygular beslemekte ve O’nu kendi “düşün eşi” olarak görmektedir. Duyduğu platonik aşk , Nietzsche’nin bir dişiye karşı ilk derin duygudur.

Nietzsche, babasının ölümüyle birlikte hep kadınların himayesinde büyümüştür. Bunun etkiyle olsa gerek ki, hayatında Salome’dan önce hiçbir kadına aşık olmamış, hatta yanaşmamıştır bile.. Tersine kadınlar hakkındaki düşünceleri oldukça serttir ve Lou Salome’dan sonra daha da sertleşmiştir..

Nietzsche , bu baştan çıkarıcı ve gizemli kadına yüzyüze duygularını açamamış , bu konuyu ortak dostları Ree vasıtasıyla Salome’a iletmeye kalkmıştır. Salome’un red cevabı ise , Nietzsche’de büyük bir düş kırıklığına sebep olmuştur.

Neredeyse bir yıkım olarak tanımlanabilecek bu duygu kaosu , zamanla yerini hem Ree’ye hem de Salome’a nefrete dönüşecektir.

Nietzsche’ye göre Ree, gizliden gizliye Salome’a ilgi duyuyordu. Bu sebeple bilerek ve isteyerek, Nietzsche ve Salome’un arkadaşlığını zaten bozmak istiyordu.. Fakat nedense bu ithamlar, Nietzsche’nin red cevabıyla başlamıştır. Gerçekte böyle bir durum yaşanmış mıdır bilinmez ama, red cevabından sonra Nietzsche’nin kesinkes Ree’nin ihanetine uğradığına inanmıştır.

Kısa bir süreliğine de olsa bu üç arkadaş, güzel şeyler paylaşmış, güzel düşünceler üretmişlerdir. Durum bunu göstermektedir ki, Nietzsche bu kısa zaman zarfında felsefesi adına büyük adımlar atmıştır.

Bu dönemden kalma tek resim, Salome’un eline kırbacı ile dikkat çektiği Ree, Salome ve Nietzsche’nin ortaklaşa resmidir.
Bu resim, daha sonra Nietzsche’nin ablası Elizabeth tarafından, Nietzsche’yi Salome’a karşı kışkırtmakta kullanılmıştır. Salome’un elindeki kırbacıyla iki erkeği at yerine geçirmesi, oldukça ilginçtir. Nietzsche’nin ablası, ilk tanıştığı günden beri hep Salome’u Nietzsche için uygunsuz bulmuş, tehlikeli olarak tanımlamıştır… ve Nietzsche’yi Salome’dan koparmak için elinden geleni yapmıştır. Etkisi olmuşmudur bilinmez ama Nietzsche’nin ablası ve annesinden sürekli kaçtığını ve gezgin hayatı yaşadığını söylemek yanlış olmaz.

Sonuç olarak bu platonik aşk, Nietzsche’nin büyük acılar çekmesine sebep olmuş ve felsefesinin gelişiminde etki yapmıştır.. Her ne kadar Nietzsche’nin Salome’a kin dolu sözlerle bezenmiş mektuplarının varlığından haberdar olsakta , Nietzsche’nin bu kadını hayatının sonuna kadar hep sevdiğini söylemek ne kadar yanlış olur bilmem.


Yazar- Ali Rahimli

Bu sitede bulunan içerikler gerçek sahiplerinin telif hakları istemi dışında izinsiz çoğaltılabilir ve paylaşılabilir. Ali Rahimli'nin şahsi ve bir o kadarda yahşi blogu.
«
Next
Sonraki Kayıt
»
Previous
Önceki Kayıt

Başa Dön